“Hassas ve açık yürekli olmak güzeldir. Bir kadın olarak mütemadiyen şşş’lenmiş hissediyorum. Çok alıngan. Çok duygusal. Çok sulu zırtlak. Falan filan. Kimsenin senin sevecenliğini çalmasına izin verme. Diğerlerinin endişesinin ve soğukluğun, kusursuz bir şekilde, savunmasız atan kalbini paslaştırmasına müsaade etme. Hiçbir şey, kendini içtenlikle bir şeylerin etkisi altında olmaya olanak tanımandan daha güçlü değildir. Bu bir şarkı, bir yabancı, bir dağ, bir yağmur damlası, bir çaydanlık, bir makale, bir cümle, bir ayak izi olsa bile, hepsini hisset - etrafına bir bak. Bunların tümü senin için. Kabul et ve minnettarlık duy. Armağan et ve aşkı hisset.”
Zooey Deschanel
Çeviri: Tutku Çetiner
Aynaya Yolculuk - 1
Bundan tam dört gün evvel, kendimi aynanın karşısında buldum; gözlerimi gözlerime dikmiş bakıyordum, adeta, ‘Hey sen, ordaki, barıştık mı artık?’ der gibi bir bakışım vardı aynadaki aksime. Birden bakışlarını kaçırdı benden; sanki bilmediğim ve hatta kendisinin de bilmediği bir yerlere bakar gibi aşağıya düştü bakışları, bense kararlıydım onunla barışmaya ve tekrar diktim gözlerimi gözlerine, yeniden dikkatini çekmiştim anlaşılan, gülümsedi. İlk kez, ona bakışımın ne denli kararlı olduğunu farketmişcesine dikkatlice ve cesaretle baktı o da gözlerimin içine; öyle derin ve uzun bir bakıştı ki; kafam aşağıya düşmesin diye, iki elimle çenemin yanlarından yanaklarıma doğru tutunup dirseklerimle aynanın altındaki masadan destek aldım. Bana göstermek istediği, uzun zamandır söylemek istediği bir şeyler var gibiydi, bakışları derinleştikçe hissediyordum bunu, hislerimi farketti ve konuşmaya başladı benimle. İçten içe, derinden derine, bir akarsuyun denize doğru akması gibi coşkun ve ilk kez karşılaşan iki yabancının birbirlerini ömürleri boyunca tanıyorlarmışcasına özlem ve hasretle kucaklaması kadar sakin bir yolculuktu, adeta büyülenmiştim; ‘Hey sen, ordaki, benimle ne yapmak istiyorsun? Söylesene.’ dercesine tedirginlikle titredi dudaklarım. Düşündü ve ilk kez o an bu kadar yakından görebildim alnındaki imgeleri; meraklıydı, sürekli düşünmekten, çoğu zaman onaylamak ve çokça karşı çıkmaktan yorgun düşmüştü. Derin bir ahh çekmenin rahatlaması gibi silinip gitti bir anda tüm o işaretler ve ben kala kaldım; şimdi neyi ispatlamaya çalışıyordu bana; değişkenliğini mi, ona her ne olursa olsun güvenmem gerekliliğini mi, her şeyin geçmişte kaldığını ve onu sevmek için elimden geleni yapmadığımı mı? Çoğunda haksız sayılmazdı ve ben, o andan itibaren ona saygı duymaya başladım, eksiklerinin farkındaydı ve bunca zaman bunları gidermek için mücadele etmişti, mükemmel değildi ve olmaya çalışmıyordu, onda değişik bir şeyler vardı, biliyordum. Aklımdan bir soru geçtiğinin farkına vardı ve cevabını öğreneceksin dercesine bilgece ve küçük bir çocuk gibi masumane ve safça gülümsedi, yeniden. İşte tam o saniyede; yüzünde, sağ yanağının tam ortasında bir yerlerde, bir çukur belirdiğini gördüm; onu ne kadar ihmal ettiğimin, gerçekten göstermem gereken özeni; cahilliğimden, korkaklığımdan ya da dışardaki bekleyişimin, arayışımın beni ondan bu denli alıkoymasından, duyumsayamadığımın bir göstergesi gibiydi o çukur. Beni gördüğü ve konuşamadığı her dakikayı, sevgisini, özlemini ve kim bilir daha neler neler ifade edecekken edemediği yaşantısını buldum o çukurda, benim için biriktirmişti, benimle ve benden uzak geçirdiği yaklaşık onaltı milyon dakikayı sığdırmıştı o minicik, belli belirsiz çukura. Böylesine sabırla bekleyen, vuslatı gözleyen başkasıyla karşılaşmış mıydım hiç, tüm ömrü hayatımda? Ahh, ona tek verebildiğim hicran olmuşken o beni hala gülümseyerek karşılayabiliyordu, dayanamazdım ve öyle de oldu. Bu denli koşulsuz sevgisine, merhametine ve hasretle bekleyişine kucak açarak bıraktım kendimi, gözlerimden akan yaşlar onunkilere karıştı, o denizdi bense bir pınar, denizde kaybolmaktan hiç korkmadım, ilk kez bu kadar güçlüydüm ve güveniyordum. O vüsul anı ne kadar sürdü hatırlamıyorum, uzuncaydı ve gözlerimden akan yaşları silerken, usulca kulağıma, kavuşmazdan aklıma düşen sorunun cevabını verircesine fısıldadı: “Emaneti sahibine ulaştırma vakti geldi; senin için biriktirdiklerimi iyi değerlendir ve sermayeni doğru şekilde kullan. Her neye ihtiyacın olursa yanında olduğumu hatırla dostum. Seni seviyorum. Zamanla anlayacaksın.”
Fotoğraf: Ressam Norman Rockwell’in 1954 yılında resmettiği Girl at mirror/Aynadaki kız eserine aittir.